31 Mar 2013


 
Gözümün bebeğinde çatlayan bir nar
ve biliyorum adının çıkmayacak lekesi...



Seni bir bulsam.
Durmaksızın çocukluğumu anlatacağım sana.
Elimden tutarsın. Yürürüz biraz.
Yaz elbiseleri giyeriz. Kış elbiseleri giyeriz.
Seni bir bulsam
Yüzünün değiştiğini ben de görsem.
Zamanı seveceğim.
Ama bu benim başım senin omzuna şöyle bir yaslanamadan.
Eksiliyor...

Sularımda bir nilüfer, derinlerimde bir yeşil taş
Bende ne arıyordun? 
Sahi ne çıkarmak için dalmiştim ben bu suya?
Deniz kararıyor.
Artık seni bulsam...
Ne elimde kum,  ne yüreğimde nefes kaldı.

8 Mar 2013


Sen benim göğsüme çiçekler ektin,
Bir ormanı çoğalttın aramızda
Göğsünün ortasında ağlıyorum
Gözlerimi kapatmaya korkuyorum
Hayat eskir mi bilmiyorum
Yaşamadıkça
Kelebekler kısa
Biliyorsun..



Güneş düşüyor vaktinden önce
Gün çabuk dökülüyor dalından erken
Saçlarım daha parmaklarının arasında.
Gidiyorsun.
Yüreğim soğuk, karanlık avlularda
Sana beyaz güvercinler uçuruyor


Sabahlarına gelemiyorum
Oysa seni en güzel ben öperdim
Ellerim deliriyor. Ellerini tutamıyorum
Ben şimdi bir denizin başını bekliyorum
Ama beni denizin yanlış bir yerine koydular
Sen giden gemilerdesin
Tutup çekiştiriyorum yerle bir ediyorum gemileri
Döküyorum insanları
Yüzleri bir sürü . Gözleri çok
Bir sen yoksun!

6 Şub 2013



Odanın ortasında yağmur başladı. Başımı ellerimin arasına alıyorum. Odanın ortasında bir soğuk. Odanın ortasına siyah bir deniz yürüyor. Zaman yok; unutamayanlar için. Ben unutmuyorum. Her şeye iyi gelen o zaman, bu odada geçmiyor. Sözleri bir güzel bağlarım birbirine, sözler kolay, sözler kalabalık. Söylesem... Sözler yanlış yöne fırlatılmış bir ok... 

31 Oca 2013


Seni özledim.
Sesim yorgun görüşemediğimiz günlerden
ama beklemenin şarkısı da güzel
Sözlerin konuyor ellerime, saçlarıma beyaz kuşlar gibi
Sesinden öperim

30 Oca 2013

Hessam Abrishami


Kendi kendime mırıldanıyorum şimdi. Ben ne yaptım? Ben ne yaptım? Ellerime bakıyorum. Ben bu dokunuşla nasıl başa çıkarım? Hayır. Aşkımız benim hatırladığım gibi. Ben ne hatırlıyorsam o. Gözlerime, duyduklarıma inanmamayı öğrendim. Eskiden dünyaya inanıyordum. Çok fazla olanaksızlık var. Evet. Ama aşkımız tam hatırladığım gibi. Ellerime bakıyorum. Dokunduğun. Ben ellerine inanıyorum. Sana inanıyorum.

Oskar Kokoschka


'' Bir idam mahkumu, ölümünden bir saat önce, galiba şöyle düşünmüş: eğer yüksek bir yerde bir kayanın üzerinde, ancak iki ayağını koyacak kadar daracık bir yerde oturması gerekse; çevresinde uçurumlar, okyanuslar olsa, sonsuz karanlıklar, sonsuz bir yalnızlık, bitmez tükenmez fırtınalar sürüp gitse bile, o, bir arşıncık yerde ömrü boyunca, binlerce yıl, hatta kıyamete kadar ayakta dursa, yine de öyle bir yaşam, o anda ölmekten daha iyidir. yeter ki yaşasın! nasıl olursa olsun yalnız yaşasın! ''

Dostoyevski

Chris Cleave


'' Bir yara izinin asla çirkin olmadığı konusunda bana katılmanızı rica ediyorum. Yara izini yapanlar bunun aksini düşünmenizi isterler. Ama siz ve ben,onlara kafa tutma konusunda bir anlaşma yapmalıyız. Çünkü,tecrübelerime dayanarak söylüyorum,ölürken yara izi olmaz. Yara izi "ben kurtuldum," demektir. ''

Oskar Kokoschka

'' Anais, neler hissettiğimi sana nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum. Sürekli bir beklenti içindeyim. Sen geliyorsun ve zaman su gibi akıp geçiyor. Senin varlığının anlamını ancak sen gittikten sonra anlıyorum. O zaman da çok geç oluyor. Beni sersemletiyorsun... Bunlar biraz sarhoşça, Anais. Kendi kendime, 'İşte yanında tamamıyla içtenlikli davranabileceğim bir kadın,' diyorum. Senin sözlerini hatırlıyorum: 'Beni aldatabilirdin. Ben de anlamazdım,' demiştin. Caddelerde yürürken bunları düşünüyorum. Seni aldatamam, ama çok isterdim bunu. Asla bütünüyle sadık kalamam demek istiyorum, yapım böyle değil. Kadınları, ya da hayatı fazlasıyla seviyorum, hangisi, bilmiyorum. Ama sen gül, Anais, güldüğünü duymak hoşuma gidiyor. Sen, neşe duygusuna, bilgece bir hoşgörüye sahip tek kadınsın. Seni aldatmam için beni zorluyor gibisin. Seni bunun için seviyorum... Senden ne bekleyeceğimi bilemiyorum, ama mucize gibi bir şey bekliyorum. Senden her şeyi isteyeceğim, olanaksızı bile, çünkü bunun için kışkırtıyorsun beni. Çok güçlüsün gerçekten. Senin beni aldatmalarını, ihanetini bile seviyorum. Bana çok soylu geliyor. ''

(A Literate Passion : Letters of Anais Nin & Henry Miller, 1932-1953)

"O sabah ağladım. Ağladım, çünkü beni Henry'den ayıran yollar, beni ona tekrar götürecekti.Ağladım, çünkü kadın olmamı sağlayan süreç, çok acılıydı. Ağladım, çünkü bundan sonra daha az ağlayacaktım. Ağladım, çünkü acımı kaybediyordum ve onu hala unutamamıştım."

Anais Nin


Senden haber yok yine. Pencereleri kapadılar. Gökyüzü içimde kaldı.

28 Oca 2013


" I do not want to be the leader. I refuse to be the leader. I want to live darkly and richly in my femaleness. I want a man lying over me, always over me. His will, his pleasure, his desire, his life, his work, his sexuality the touchstone, the command, my pivot. I don't mind working, holding my ground intellectually, artistically; but as a woman, oh, god, as a woman I want to be dominated. I don't mind being told to stand on my own feet, not to cling all that i am capable of doing but i am going to be pursued, possessed by the will of a male at his time, his bidding. "

Anais Nin

20 Oca 2013

'' Adam koltuğa oturmuştu,

Konuşuyordu. Kendi sesini dinliyordu.

Kadın saçını düzeltiyordu aynaların karşısında.

Kadının saçı boyalıydı.

Adamın sesi boyalıydı.

Bunu biliyorlardı. ''

19 Oca 2013

'' Vücudunun her bir parçasını paramparça edebilecek bir bağırışla;

-"Seni seviyorum,hepsi bu!"

Diyememenin acısını yaşarsın. ''

17 Oca 2013

underwater fairytale : underwater by elena kalis

''Sen yine de benden yana ferah tut yüreğini.
    Benim hüznüm yakasından eksik etmez çiçeğini.''

Turgut Uyar



Sabaha karşı oturup ağladınız
Ama mesela şimdi ben
Ne aradığımı bilmiyorum
Sabaha karşı oturup ağladınız
Çünki sizin aşkınız vardı
Kurumuş çiçekleriniz vardı
Aşina yıldızınız gökte
Oturup çok çok ağladınız
Ağlayıp iyi ettiniz
Size imreniyorum çünki
Çünki ölümsüz gibiyim yalnızlığımda
Çünki yalnızlığımda öyle güzelim
Üç beş kalem insan gelip geçtiler
Biliyorsunuz bu dünya bana yetmez
Biliyorsunuz bütün kapıları omuzladım
Kimini açtım kimini açamadım
Bütün gemileri dolaştım limanlarda
Hepsi rıhtımlara bağlıydılar
Bütün adalar yitikti
sabah karşı oturup ağladınız
çünki siz bulup da yitirdiniz
ben yitirmem bir bulsam
bütün kayaları üst üste korum
ama biliyorsunuz her şey gelip geçecek
süslü kadınlar gibi oymalı arabalarda
iki vakit arasında sessiz bir çiçek
Bir dökülecek bir açacak
Sonunda cılız köprülerin öte başında
Bir benim bulamadığım kalacak
Sabaha karşı oturup ağladınız
Ama mesela şimdi ben
Ne aradığımı bilmiyorum.

8 Oca 2013


Söyleyeceklerim vardı; göğsüme gömdüm.
Bir filmde görmüştüm bunu.
Adam ellerini kadının göğsüne koyar, orada bir mayın olduğunu anlar.
Hemen kalkıp gidecek adam.
Kadın ağlayabilir. Olabilir bu.
Yatağın köşesinde oturuyor.
Kadının ağladığı anlayacak adam.
Bir sezi yalnızca yoksa gözyaşı falan yok ortada
Ellerini kadının saçlarından geçirecek adam
Sen bu aşkı uydurdun diyecek. Gidecek


Kadın susuyor
Adam gelip tutuyor kadının saçlarını
Göğsüne ağzını dayıyor, fısıldıyor, bütün kuyulara
Bir kara büyü bozulur gibi beyaz kuşlar uçuyor kadının içinden
Isınınca yeniden birbirine kaynaşan kırık parçalar gibi birbirlerini öpüyorlar
Kadını karnından öpüyor adam
Adam diz çöküyor. Kadından dökülen beyaz çiçekleri topluyor
Aynada kendi yüzüne bakar gibi bakıyor
Bir orman hızla geçiyor gözlerinden
Bembeyaz atlar dörtnala koşuyor
Adam denizini getirip kıyılarına bırakıyor kadının
Ve kadının göğsünde, suskun karnında ve yorgun saçlarında
Kuşlar cıvıldıyor.